
SİPSİ: Kargıdan yapılan, siÄŸilcik kabuÄŸuyla süslenen, bir karış boyundaki sipsi, YörüÄŸün çok uzaklara, dört bir yana duyurmak istediÄŸi, bastırılmış duyguları ortaya çıkaran müziÄŸidir. Hem aÄŸlatan, hem sevindiren, hem de oynatan o sestir.
Sipsinin çalındığı tarafa, heyecanla dönmeyen Yörük yoktur. YörüÄŸün müziÄŸi bununla bitmez; düdüÄŸü, kavalı, davulu, zurnası, delbeÄŸi, leheni, sazı... Hiç bulamazsa, ekin yaprağını iki elinin arasına alır üfler ya da ıslık çalar.
Çalgının önünde de döne döne, çöke çöke, kıvrak zeybek, ağır zeybek, teke zorlatması, çömlek kırdıran oynar.
Bütün oyunları, ya karşılıklı, ya arka arkaya ya da ayrı ayrı oynarlar. Yörük kadını da, delbeÄŸin, sininin önünde yanık türkülerle oynarken, Üzümlü dastarından baÅŸörtüsünü gıymana ÅŸeklinde beline kadar sallayarak örter; üç eteÄŸini giyer. Türk kadının bayramı olan, içi delice dolu kapkara, deredeki akarsuda bile zor temizlenen kırnav buÄŸdaydan, yumurması da, yazması da, yemesi de güzel olan sarı buÄŸdaya geçiÅŸin türküsü “sarıca da buÄŸday tanesi” türküsünde Allah’a, verdiÄŸi nimetten dolayı ÅŸükreder gibi ellerini açar, yaÅŸadığı zorlukları anlatmak için seke seke yürür, sarı buÄŸdayın gelmesinin mutluluÄŸuyla sevinçle aniden döner, dönerken de hem başındaki gıymanası hem etekliÄŸi pervane gibi savrulur.
Ayrıca mani de söylenir: "Ekersen sarı buÄŸday ek, Güdersen ak koyun güt, Çekersen güzel kahrı çek" gibi. Yörükler oyunlarında, aynı hareketi bir anda yapmamaları, tek tek oynamaları, oyun alanına dağılarak hâkim olmaya çalışmaları; Yörüklerin kendi içlerinde bile özgür olmak istediÄŸini gösterir.
KEMENÇE: Yörükler müziksiz yapamaz. Kapı gıcırtısına, yaprak hışırtısına oynar… Su kabağından teknesi, oÄŸlak derisinden kapağı, at kuyruÄŸundan yayı, sincap bağırsağından teli yapılan kemençeyi, erkek bir tepede çalarken, karşı tepede gırtlağına parmağını bastırıp, boÄŸaz çalan kadından karşılığını görür.
CURA: Kızılcık aÄŸacından yapılan üç telli, tezene kullanmadan on parmakla çalınan curada, devenin hataplarına takılan havan çanlarının sesini duyabilirsiniz. Dörtnala giden atların nal seslerini, gökyüzünde uçan ÅŸahinin kanat çırpınışlarını, yürüyen sürünün ayaklarından ayrı ayrı, tıpır tıpır çıkan seslerini, yenidoÄŸan çocuÄŸun sallanan beÅŸik gıcırtısını, sendeleyen, apalayan, düÅŸen kalkan çocuÄŸun mücadelesini, yağız delikanlının hızlı hareket etmesini ve sert duruÅŸlarını, yaÅŸlılığın olgunluÄŸunu, kadının sadeliÄŸini, yurtların acılarını, sevdalarını… Velhasıl; cenazeye giderken yakılan ağıtları bile duyar, anlayabilirsiniz.
Ramazan KIVRAK
- 225 okunma
- Arkadaşa gönder




Yorumlar
Yeni yorum gönder