
BebeÄŸini dokuz ay karnında taşıyan, doÄŸunca tuzlu suyla yıkayan, sarıp sarmalayan, helal sütünü veren, zemheride beÅŸiÄŸini sallayan, yanarsa serinleten, üÅŸürse ısıtan, bebek gülünce gülen aÄŸlayınca aÄŸlayan “candan yanan ana”…
Yürüdükçe sevinen, sendeledikçe yüreÄŸi ürperen, nazardan korumak için ÅŸer insanlardan saklayan, okuyan üfleyen, çeÅŸit çeÅŸit muskalar, nazar boncukları takan o canım analar !..
Uyusun diye ninniler söyleyen, maniler, türküler yakan, yemeyip yediren, içmeyip içiren, giymeyip giydiren, kızına cicili bicili elbiseler giydiren… Ahlaklı, terbiyeli, hünerli yetiÅŸtirip, gelin olacak kızını kocaya, “kurban olsun!..” diye kınalayan, yiÄŸitçe yetiÅŸtirdiÄŸi yağız delikanlısına, “vatana kurban olsun” diye askere gönderirken kınalayan…
Evlenen çocuklarının mutluÄŸunu görürken, tam “Çocuklarımın muradına erdim, torunlarımı gördüm, eÅŸim de iÅŸimde düzene girdi.” derken saçlarına ak düÅŸen, yaÅŸlanan, dünyada yeni analar bırakıp, ahrete göçen analar. UÄŸruna kurban olunacak kadar önemlidir, Yörük obalarında ana! ‘Ana dıştan aÄŸlar, baba içten aÄŸlar’ derler.
Ramazan KIVRAK
- 238 okunma
- Arkadaşa gönder




Yorumlar
Yeni yorum gönder